Sözlükte "doğruluk" ne demek?

1. Doğru olma durumu, doğru olana yakışır davranış, dürüstlük.
2. Düşüncenin gerçekle uyuşması; yargı ve önermelerin gerçeğe uygun olması.

Cümle içinde kullanımı

Yazıyı yazana, bu dediklerinin doğruluğuna nasıl inansın okuyucu? - N. Cumalı

Doğruluk kelimesinin ingilizcesi

n. accuracy, uprightness, exactness, authenticity, rectitude, honesty, truthfulness, straightness, straightforwardness, candor, candour [Brit.], correctitude, correctness, directness, evenness, exactitude, faithfulness, fidelity, integrity, justice

Doğruluk nedir? (Felsefe)

Bilginin, bilgisi edinilen nesneyle tam uygunluğunu ve tam çakışmasını dile getiren felsefi kategori.

Hakikat sorunu, felsefi düşüncenin tarihi boyunca idealizm ile maddecilik arasındaki savaşımın odak noktası olmuştur. İdealizm, genellikle biri nesnel-idealist, diğeri ise öznel-idealist olan iki hakikat anlayışı ortaya koymuştur. Nesnel-idealist görüşte, kendi başına buyruk, bağımsız, fikirsel bir varlık durumuna gelen hakikate, yer yer ahlaksal değerler de yakıştırılmış (Platon ve Husserl), ya da hakikate, fikirsel nesnelerin bir özelliği gözüyle bakılmıştır (Balzano’ ya göre «kendinde önermeler» Hegel’e göre «mutlak idea»). Öznel-idealist anlayış ise, hakikati öznenin alanına kaydırır ve onu bilinç içeriklerinin uyumu diye açıklar (Berkeley, Hume ve bu geleneğin bir devamı olan pozitivizm).

Maddecilik, hakikati, çeşitli gelişim basamaklarında her zaman bilgisi edinilen nesneyle bilgi’ nin çakışması olarak görmüştür. Maddeci bir hakikat anlayışının bu ilk belirgin ilkesi, daha ilkçağda Aristoteles tarafından ortaya atılmıştı.

Ancak bu sorun, kapsamlı bir şekilde ilk kez diyalektik ve tarihsel maddeciliğin getirdiği temeller üzerinde ve bilgi teorisine dayanılarak aydınlığa kavuşturulmuştur. Diyalektik maddecilik açısından hakikat, yukarıdaki tanımın da belirttiği gibi, edinilen bilginin, bilgi nesnesiyle uygunluk halinde olması, bilgisi edinilen nesne ile bilginin çakışmasıdır. Eğer bilgiyi, onun çeşitli biçimlerini (duyumsal bilgi ve rasyonel bilgi) göz önünde tutarak ele alacak olursak, yani bilgiyi, gerek bilgi edinmeye yardımcı olan değişik imgeler açısından gerekse bu imgelerin bilgi edinme sürecindeki rolleri açısından inceleyecek olursak, bu genel saptamayı biraz daha belirgin hale getirmek gerekir.

Aslına-uygunluk sorunu, imgelerin çeşitli oluşma tarzlarına göre, değişik biçimlere bürünür: Duyumsal imgeleşme biçimleri dolaysız karakterleriyle ve oluşumlarının tabi olduğu yasal düzenliliklerle koşullanmış olup, mahiyetleri gereği, yansıttıkları bilgi nesnesiyle her zaman uygunluk gösterirler bunlar, nesnel gerçeğin nispeten aslına-uygun yansılarıdırlar bu nedenle de kolay kolay yanlış olamazlar. Böylece, bilgi edinmenin bu düzeyinde, aslına-uygun olan imgelerle, aslına-uygun olmayanlar arasında bir ayırım yapmak zorunluğu henüz yoktur ayrıca algının doğruluğundan söz etmeninde aslında hiç bir anlamı yoktur. Aslına-uygun imgeleri, aslına-uygun olmayan imgelerden ayırt etme sorunu, ilk kez rasyonel bilgi düzeyinde ortaya çıkar çünkü bu aşamada bilgi, nesnel gerçekle olan dolaysız bağıntısını koparır, araçla, dolaylı olarak edinilmiş bilgiye dönüşür, doğrudan olma karakterini yitirir.

Rasyonel bilginin araçlı, dolaylı karakteri, uslamlama yetisinin, soyutlama ve genelleştirme faaliyetlerinin sonuçlarından yararlanarak ve duyum verilerinden elde edilen malzeme sayesinde oluşan kavramlarla işlemler yapıp, bu kavramları birbirleriyle çeşitli şekillerde bağlamak suretiyle önermeler ortaya koyabilmesinde dile gelir ve bu dolaylı karakteri yüzünden, önermeler biçiminde ortaya çıkan bilgilerin gerçeğe uygun olmaları da olmamaları da olanaklıdır.

İşte bu aşamada, aslına-uygun önermeler ile aslına-uygun olmayan önermeler arasında net bir ayırım yapmak kaçınılmaz olduğu kadar, bu önermelerden yapılan önerme bağları (— teori) arasında da ayırım gözetmek gerekir bu ise, onların doğruluk ve yanlışlıklarının saptanmasıyla olanaklıdır. Algıların tersine olarak, önermeler doğru ya da yanlış olabilirler bu nedenle hakikat (doğruluk) kavramı burada açık ve net bir anlam kazanır ve doğruluk ile yanlışlık ilişkileri, bilgi teorisinin zemini üzerinde formel mantık tarafından araştırılabilir.

Sonuç olarak hakikat (doğruluk), bilginin, yansıyan gerçeğe genel uygunluğunun özel bir biçimi olarak belirmektedir. Bu uygunluk, önermeler ve bunlar üzerinde kurulan bilgi biçimleri için de geçerli olup, bu önermelerin, ifade edilen nesnel olguyla çakışması diye tanımlanır.

Marksçı yazında hakikat kavramı, çeşitli bilgi biçimleri arasında bir ayırım gözetmeksizin, çoğunlukla bilginin tümü için kullanılır. Ancak bu, belirli ilişkiler ve sınırlar içinde kalmak koşuluyla olanaklıdır çünkü bilgi teorisine dayanan, mantıksal ve ayrıntılı bir araştırma söz konusu olduğunda, bilgi ile hakikat arasındaki genel uygunluğu kesinlikle ayırt etmek gerekir.

Hakikat sorununun iki belirgin yanı vardır:« 1) Nesnel bir hakikat var mıdır? Yani insanın tasarımları içinde, özneden bağımsız olan, insana da, insanlığa da bağımlı bulunmayan bir içerik var mıdır? 2) Eğer varsa, nesnel hakikati dile getiren insan tasarımlan, bu nesnel hakikati bir defada, bütünüyle, koşulsuz ve mutlak olarak mı yansıtabilirler, yoksa yaklaşık ve göreceli olarak mı dile getirilebilirler? Bu ikinci soru, mutlak hakikat ile göreceli hakikat arasındaki bağın ne olduğu sorusudur. »(Lenin) Marksçı-Leninci bilgi teorisinin nesnel hakikatten anladığı, insana ya da insanlığa bağlı olmayan, tersine, nesnel gerçeğin aslına-uygun yansısı olduğu için, nesnel bir içeriğe sahip bulunan ve önerme, teori, vb. biçimlerinde formüle edilen bilgidir.

Mutlak hakikat ile göreceli hakikat arasındaki ilişkide, bilginin tarihsel karakteri dile gelir. Bilgi edinirken nesnel hakikate ulaşırız, ancak elde edilen bu hakikat, nihai, ebedi, mutlak bir hakikat değildir çünkü, hakikatin öğrenilmesi, düşüncenin, bilgisi edinilen nesneye sonsuz bir yaklaşım sürecinde olması demektir bu süreç içinde nesne, gittikçe daha derinden, daha tam öğrenilir. Bu nedenle mutlak hakikatin öğrenilmesi, yeni göreceli hakikatlerin öğrenilmesiyle yürüyen sonsuz bir süreçtir.

Göreceli hakikat, nesnel gerçekle, belirli bir sınır içinde ve belli bir kesinlikle çakışan bilgidir mevcut bilgi edinme koşullarına bağımlı olduğu için, göreceli unsurlar içerir ve bilginin gelişip derinleşmesiyle birlikte değişmek zorundadır. Ancak, her göreceli hakikat, bir yandan nesnel gerçeğin kendisine uygun bir yansısı olduğu için de mutlak hakikatin öğelerini içerir.

İnsan bilgisi, göreceli hakikat yardımıyla, mutlak hakikate gitgide daha çok yaklaşır, ancak asla tam olarak varamaz çünkü: «Her şeyi kapsayacak doğa ve tarih bilgisini ilk ve son kez noktalayan bir bilgi sistemi, diyalektik düşünmenin temel yasalarına aykırı düşer ancak bu arada olanaksız değil, tam tersine olanaklı olan, bütün dış dünyaya ilişkin sistemli bir bilginin kuşaktan kuşağa dev ilerlemeler yapabileceğidir» (Engels).

Hakikatin tanımında, üzerinde kesinlikle durulması gereken nokta, hakikatin (doğruluğun) ölçütüdür. Hakikatin tanımı, hakikatin ne olduğunu belirtir, hakikatin ölçütü ise, önermelerin, vb. doğruluk ve yanlışlıklarının nasıl araştırılıp inceleneceği sorusuna tekabül eder. Hakikatin en son tahlildeki ölçütü, -kanıtlama, tümdengelim, indirgeme, çıkarsama yöntemleri gibi- her türlü hakikati arama yönteminin dayanağı olan, dolaysız olarak bu yöntemlerin özünde yatan pratiktir.

Son eklenenler